Kasım, 2008 için Arşiv
0-6 YAŞ ÇOCUKLARDA GELİŞİM AŞAMALARI ÖDEV
30 Kasım 2008 Yazan admin0-6 YAŞ ÇOCUKLARDA GELİŞİM AŞAMALARI ÖDEV Devami...
RADYASYON ONKOLOJİSİ STAJ RAPORU ÖDEV
30 Kasım 2008 Yazan adminRADYASYON ONKOLOJİSİ STAJ RAPORU ÖDEV Devami...
egzersizin yağlanmaya etkisi nedir
30 Kasım 2008 Yazan adminegzersizin yağlanmaya etkisi nedir
Egzersiz programının yoğunluğu ve süresi, lipoproteinlerdeki değişikliği etkileyen etkenlerden biridir. Düzenli egzersiz yapmayan kişilerde maksimum kalp hızının % 60′ı ile sürdürülen altı aylık bir egzersiz programından sonra, Yağ ve lipoprotein konsantrasyonlarında bir değişiklik olmamakta; maksimum kalp hızının % 80-90′ı ile yapılan egzersiz programı sonunda ise “Yüksek yoğunluklu Lipoprotein-Kolesterol (HDL-C)” de artma ve trigliseridlerde bir azalma olmaktadır.
Egzersizin lipoproteinler üzerine etkisi çeşitli mekanizmalar ile açıklanmaktadır.
Egzersiz yapanlarda, trigliseridden zengin lipoproteinleri parçalayan lipoprotein lipaz gibi yağ parçalayan enzim düzeylerinin yüksek oluşu bu ilişkiyi açıklayabilir.
Lipoprotein lipaz düzeyi ve trigliserid konsantrasyonu arasında negatif ve yine bu enzimle HDL-C arasında pozitif bir ilişki vardır. Egzersizle hem iskelet kası hem de yağ dokusunda lipoprotein lipaz aktivitesinde artış olur. Bunun sonucu olarak çok düşük yoğunluklu lipoprotein konsantrasyonunda azalma ve HDL konsantrasyonunda bir artış olur. Bu iki değişiklik, tipik olarak fiziksel aktivitesi yüksek kişilerde görülür.
Yağ dokusu doku LPL aktivitesi kadınlarda erkeklerden daha yüksektir. Kadınlardaki yağ ve lipoproteinlerle ilgili risk faktörlerinin daha düşük oluşu, LPL aktivitesinin artmış oluşuna ve östrojenlerin HDL-C düzeyini arttırıcı etkisine bağlanır.
Egzersiz Programı Hazırlanması
Egzersizin yoğunluğuna, maksimum kalp hızına göre karar verilir. Maksimum kalp hızı ve egzersiz kalp hızının belirlenmesi, egzersiz başlangıç düzeyinin saptanmasında gereklidir. Maksimum kalp hızı, “220-yaş” formülüyle hesaplanır.
Egzersiz kalp hızı ya da hedeflenen kalp hızı: Maksimum kalp hızının % 60-90′ı hedeflenir. Asemptomatik erişkin için % 70-85, kardiyak sorunu olan hastalar için % 50-60′ı ile başlanabilir. Egzersiz süresi, kısmen yoğunluğuna bağlıdır. Egzersiz ne kadar yoğunsa, sürenin o kadar kısa olması gerekir; yoğunluk azaldıkça süre uzar. 30 dakikadan uzun olan egzersizlerde kas iskelet komplikasyonları artar. Egzersizin sıklığı kişinin yaşına ve sağlık durumuna göre değişir. En uygunu haftada 3-4 kezdir. Egzersiz, 2-3 haftada bir yeniden değerlendirilip yoğunluğu arttırılmazsa, etkisiz olur.
Egzersiz Programı: 3 dönemden oluşmalıdır.
Devamını oku »
egzersiz yapmak kasları güçlendiriyormu ?
30 Kasım 2008 Yazan adminegzersiz yapmak kasları güçlendiriyormu ?
Egzersizin insanlara güç kazandırmasının altında yatan mekanizma tam olarak bilinmese de bu bağlamda iki sürecin işlerlik kazandığı görülmektedir. Biri hipertrofi (veya hücrelerin genişlemesi), diğeri ise sinir-kas ilişkisini geliştiren sinirsel uyumdur.
Düzenli ve sistematik olarak yapılan egzersiz ve daha sonra bu egzersiz seanslarını izleyen, gerekli proteinlerin alındığı dinlenme dönemlerine maruz kalan kas hücreleri, hipertrofik bir gelişim geçirir (Ancak bu süreç, hücrelere su girmesi sonucu ortaya çıkan kısa vadeli şişme ile karşılaştırılmamalıdır). Kas protein sentezinde bir düzelme ve bu proteinlerin hücrelerin içine işlemesi, kasları geliştiren bir etki yaratır. Bir kas hücresi, kendi sinir hücresi tarafından faal duruma geçirilince, kasın kasılmasından sorumlu proteinlerin birbiriyle etkileşimi -aktin ve miyosin kuvvet üretir.
Bu kuvvet, protein yapısındaki değişiklikler- güç vuruşu kanalıyla üretilir. Üretilen toplam kuvvetin miktarı, kasın tüm hücrelerinin içinde aynı anda meydana gelen güç vuruşlarının toplamına bağlıdır. Aktin ve miyosin miktarındaki artış, daha şiddetli güç vuruşlarına eşlik ettiği için, kas daha şiddetle kasılır. Ayrıca, hipertrofi bazı hormonlardan da destek alır ve güçlü bir genetik bağlantısı vardır.
Devamını oku »
yumuşak doku ve yaralanmaları
30 Kasım 2008 Yazan adminyumuşak doku ve yaralanmaları Dinlenme, Soğutma, Sıkıştırma ve Yükseltme yöntemiyle (DSSY) ağrı ve şişliği azaltabilirsiniz. Yaralanmalardan sonra dokuda hasar oluşur, dokuda sıvı birikir ve o bölge şişmeye başlar. Şişlik eklemin hareketini azaltacak ve çok şişerse ağrı yaratacaktır. Bunları engellemek için erkenden DSSY ile müdahale etmeniz yakınmalarınızı giderecektir. Dinlenme Dinenme yaralanmanın daha kötüleşmesini engellemektedir. Yaralanmayı göz ar Devami...
spor yapan çocuk ve ergenlerde çarpışma önlemleri
30 Kasım 2008 Yazan adminspor yapan çocuk ve ergenlerde çarpışma önlemleri Sıcağa bağlı gelişen sağlık sorunları önlenebilir. Antrenör, öğretmen ve anne ve babalar sıcak hava koşullarında yapılan yoğun sporsal çalışmaların yaratabileceği zararlar konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar. Çocukların sahip oldukları fizyolojik ve anatomik özelliklere bağlı olarak (beden kütlesine göre daha yüksek beden yüzeyi, kütle başına daha fazla metabolik ısı üretirler, terleme kapasiteleri dah Devami...
Tüplü dalışlarda dikkat edilmesi gerekenler
30 Kasım 2008 Yazan adminTüplü dalışlarda dikkat edilmesi gerekenler Dekompresyon duraksamalarında bulunmadan, 40 m derinliğe kadar yapılan dalışlara sporsal tüplü dalış adı verilir. Dalarken su altı ve dalış maskesi ya da orta kulaktaki basınç farkları nedeniyle orta kulaktaki basınç farkları nedeniyle orta kulak ya da yüzde ağrılar olur. İç kulak ve sinüslerde (yüz kemiklerin içindeki boşlular) daha ender olur. Deniz hayvanlarına, mercan, kaya ya da batıkların keskin kenarlarına ba Devami...
futbolcu yaralanmaları
30 Kasım 2008 Yazan adminfutbolcu yaralanmaları
Futbol ülkemizde en popüler spor dalıdır ve ülkemizde yaşayan birçok genç ve ergenin tek spor yapma olanağıdır. Ülkemizde sadece 2000 yılında lisans muayenesi için 170 000 futbolcunun muayeneden geçtiğini düşünecek olursak, lisansı olmayıp, “mahalle” aralarında ya da halı sahada spor yapan kişilerin bunun kat kat fazlası olduğunu düşünmek mümkündür. Yurtdışında yapılan epidemiolojik çalışmalar futbol yaralanmalarının %85’inin 23 yaş altında olduğunu ve %45’in de 15 yaşın altında olduğunu bildirmişlerdir. Futbolcular arasında sezon başına %2.6-5.2 sporcuda ölümcül olmayan yaralanmanın olduğu bulunmuştur. Diğer ilginç bir gözlem ise salon futbolunda yaralanmaların, açık hava futboluna göre 6.1 kat daha fazla görülüyor olmasıdır.
Birçok spor türünde olduğu gibi, futbolda da içsel ve dışsal etmenlerin yaralanmada rolü vardır. Zemin koşuları, koruyucu malzeme kullanımı, sporcunun kondisyon düzeyi, sporcunun eğitim düzeyi, sahanın zemini, sahanın aydınlatılması gibi birçok etmenden sözedilebilir. Diğer önemli bir nokta ise oyun kurallarının geliştirilmesidir. Amerikan futbolu, buz hokeyi gibi spor dallarında yapılan oyun kuralı değişiklikleri birçok yaralanmayı ortadan kaldırmıştır. Bu bağlamda futbolda da oyun kurallarının geliştirilmesi yaralanmaları azaltmakta yararlı olacaktır.
Devamını oku »
bayan sporcuda adet bozukluğu nedenleri
30 Kasım 2008 Yazan adminbayan sporcuda adet bozukluğu nedenleri
Son otuz yıldır düzenli spor yapan kadın sporcu sayısı artmıştır. Kadınlar da erkekler gibi düzenli spor yapmanın nimetlerinden yararlanmaktadırlar. Ayrıca yapılan sporun kadın ve erkekte eşit etkileri yaratması da kadınların düzenli bedensel etkinlikte bulunmaları için bir gerekçe oluşturmaktadır.
Kadınların uzun yıllar boyunca spor yapmalarını engelleyen bazı inançlar, son yıllarda yapılan spor fizyolojisine ilişkin çalışmalar sonucunda yıkılmıştır. Bu nedenle kadınların yaşamların her evresinde spor yapmaları “sakınca ” olmaktan çıkmıştır.Ancak yine de bazı sağlık sorunlar gelişebilmektedir. Kadınlarda spora bağlı adet düzensizlikleri gelişebilmektedir.Bu soruna değinmeden önce kadınların adet düzenine ilişkin bazı bilgiler vermekte yarar vardır. Kadınların adet kanamaları genelde 12-13 yaşlarında başlamaktadır. Adet kanamasından 1-2 yıl önce ikincil eşey özelliğini oluşturan pubik ve koltuk altı kıllanmaları gerçekleşir. Adet döngüsünün süresi kadınlar arasında değişkendir. 21-35 gün arasında tekrar eden adet kanaması normal sınırlar içerisinde kabul edilir. Ortalama 28 gün sürmektedir.
Fizyolojik olarak adet döngüsünü ikiye bölmek mümkündür. İlk evreye foliküler evre adı verilir. Bu evre ortalama 14 gün sürer. Bu evrenin başında kadının kandaki östrojen ve progesteron hormon düzeyleri düşüktür. Foliküler evrenin sonuna doğru östrojen artar ve zirve yapar ve yumurtlama (ovülasyon) denilen olaya neden olur. Yumurtalama genelde adet döngüsünün (adet kanamasının başladığı ilk günden itibaren) 13-15 günlerinde görülür. Stres ve birçok başka nedenden dolayı yumurtlama gecikebilir ya da olmayabilir. Luteal faz denilen adet döngüsünün ikinci evresi ortalama 14 gün sürer. Bu evre aadet kanamasının başlamasıyla sona erer. Bu evrede de östrojen düzeyleri yüksek seyreder (yumurtlama döneminde olduğu gibi olmasa da) ve progesteron da bu evrede artar. Yumurtlama döneminde kadının yumurtası (ovum) döllenmediği taktirde, luteal dönemin sonunda rahim içinde bulunan cidar (endometrium) dökülür ve adet kanaması olur.
Devamını oku »